777

Çocukla Gezmek | Safranbolu & Amasra

Tüm tozlanmaya yüz tutmuş arşivler yavaş yavaş hayat bulmaya, kendini anlatmaya başladı... Bu gezi Ekim 2010 senesine ait... Güzergah Safranbolu ve Amasra... Başlayalım mı?

Safranbolu, UNESCO listesinde yer alıyor. Safranbolu’da geçmişi 18. - 20 .yüzyıl arasına tarihlenen, her biri ince bir sanat zevkinin ürünü 2000’den fazla geleneksel ev yer alıyor. Zamanın yıpratıcı etkisine ve değişime direnen evlerin 800 adeti koruma altın alınmış.

Safranbolu gezilecek yerlerden biri Kent Müzesi. Eski zamanlarda kale ve şehrin idare merkezi olarak kullanılan binalar şu an müze ve jandarma komutanlığı olarak kullanılmaktadır. Şehre hakim ve en yakın tepe üzerine kuruludur.

Sokaklar arasında gezerken Cinci Hamamı'na rastlayacaksınız. Çok cüzi fiyata içini  gezebilirsiniz. İpekyolu üzerinde bulunan ve üretilen malların genelde İstanbul'da satılan Safranbolu'da ticari hayatın ne kadar canlı olduğunun göstergesidir. Şehrin ortasında bütün heybetiyle yıllara meydan okuyor. Yeni Hamam ismiyle de anılan Tarihi Cinci Hamamı, Çeşme Mahallesi’nin çarşı kısmında bulunuyor. 1645 yılında Cinci Hoca öncülüğünde dizayn edilmiş olan tarihi yapı, erkek ve kadınlara ayrılan bölümleri ile birlikte günümüzde de aynı şekilde faaliyetlerini devam ettiriyor.

Safranbolu’ya gelmişken hediyelik ahşap Safranbolu evlerinden ve tabii lokumundan almadan olmaz. Bunun içinde en iyi adres Eski Çarşı. Safranbolu gezilecek yerler arasında tarihi bir yolculuğa çıkmak isteyenlerin uğraması gereken en güzel noktalardan birisi. Son derece muntazam şekilde restore edilmiş olan meydan, şehrin kalbi konumunda bulunuyor. Tarih kokan çarşı içerisinde hem yerel halk hem de gelen turistlerin çoğunluğu vakit geçiriyor. Küçük ve otantik dükkanlarla çevrelenmiş olan çarşıda, bölgeye özgü safranlı lokumunu da alabilirsiniz. Derin’in ilk lokum tadışını ve her dükkana uğrayıp ikram edilen lokumları almaya calışmasını görmelisiniz.

Safranbolu’nun en ilginç yerlerinden biri de Safranbolu Saat Kulesi.

Hükümet Konağı'nın bahçesinde ve Anadolu’nun ilk saat kulesi. 1797’de yaptırılmış, 12 metre yüksekliğindeki kulenin saati İngiltere’den getirilmiş. İzzet Mehmet Paşa öncülüğünde kurulan Safranbolu Saat Kulesi, 1797 yılından beri şehrin tarihi bekçiliğini yapıyor. Kesme taştan tasarlanmış olan yapıt, 12 metrelik dikdörtgen prizma şekli ile heybetli bir görüntü çiziyor.

Burada yıllardır bulunan ve saate gözü gibi bakan, koruyan  yaşlıca bir amca bizlere saatin tarihini, mekanizmasini anlattı ve saatin çalışmasının demosunu yaptı.

Kültür Bakanlığı tarafından 1976 yılında “Kentsel Sit” olarak koruma altına alınan Safranbolu’da birbirinden güzel ve tarihi karaktere sahip evler yer alıyor ve bunlardan biri de Safranbolu Kaymakamlar Gezi Evi. Kaymakamlar Gezi Evi, 3 kata dağılmış 7 odası ve bahçesiyle görülmesi gereken bir yapı. Konağın her köşesi ince ahşap işçiliğinin bir eseri. Kapılar, pencere pervazları ve kapakları, tavanlar, yani duvarlar dışındaki neredeyse her yeri ahşaptan ibaret.

Safranbolu’ya Kastamonu tarafından geliyorsanız, şehrin girişindeki Hıdırlık Tepesi'nde en güzel Safranbolu fotoğraflarını çekebilirsiniz.

Safranbolu gezimizi tamamlayıp Karabük-Safranbolu yolu yakınlarında küçük bir köy olan Yörük köyüne geldik. Safranbolu merkeze 20 km uzaklıktaki, açık hava müzesi görünümünde olan Yörük Köyü, 1996’da koruma altına alınmış olsa da evler zamanın yıpratıcı etkisine yenik düşüyor. Geçmişi 15. yüzyıla uzayan köyde, 300 yıllık bir geçmişe sahip, 8 nesildir aynı ailenin yaşadığı Sipahioğlu Konağı’na gidin Filiz Teyzenin hikayelerini dinleyin. Yörük Sofrası’nda çayınızı için, gözleme yiyin.

Hayatımda gördüğüm en güzel doğa ve ağaçlarının arasındaki karayolundan sürekli arabayı durdurup hayran hayran seyrettiğimiz, fotoğraf geçtiğimiz bir yoldan güzeller güzeli Amasra’ya vardık. Geçmişi 3.000 yıl öncesine dayanan ve Fatih Sultan Mehmet’in Lala, Lala! Çeşm-i Cihan (dünyanın göz bebeği) bu mu ola?" dedigi Amasra Batı Karadeniz’in doğal güzelliklerinin tarihi eserlerle bütünleştiği çok özel bir yerleşim bölgesi.

Burada gezilecek yerlerin başında Bizans döneminde inşa edilen Amasra Kalesi geliyor. Bu tarihi kale biri eskiden ada olan Boztepe’deki “Sormagir” ve diğeri Amasra’daki “Zindan” olmak üzere 2 kısımdan oluşuyor. Cenevizliler ve Osmanlılar zamanında büyük çaplı onarımlardan geçerek kullanılmaya devam edilen askeri yapı. Kale kalıntılarını ziyaretiniz sırasında Cenevizliler’den kalan, Fatih Sultan Mehmet döneminde camiye çevrilen dini yapıyıda görebilirsiniz.

Büyük Liman tarafındaki basamakları çıkarak yürümeye devam ederseniz ilçeye geçmişte egemen olmuş ailelerin armalarını görebileceğiniz Cenova Şatosu’na varırsınız, Amasra Kalesi’nin içerisinde bulunuyor. İlk inşa edildiği dönemde iç kale olarak kullanılan yapı, Cenovalılar tarafından şato haline getirilmiş. Yapının geneli günümüzde harabe durumunda olsa da taşıdığı tarihi önem nedeniyle ziyaret edilmeyi hak ediyor.

Amasra Kalesi içerisinde bulunan bir diğer yapıda Küçük Kilise (Şapel). Kilisenin yapım tarihi 9. yy’a dayaniyor.15. yy’da mescide dönüştürülen yapı 1930 yılında ibadete kapatılmış. 2002 yılında Amasra Müzesi tarafından restore edilen Şapel günümüzde Amasra Kültür ve Sanat evi olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Gezmeye tekne turu alarak devam etmek istedik. Hava biraz serin, deniz biraz dalgalı olmasına ragmen Boztepe’yi anakaraya bağlayan Kemere Köprüsü’nün hemen karşısında yer alan Tavşan Adası'nı ancak bu şekilde görebilecektik. Şu an sessiz olsa da geçmişte pek çok medeniyete kucak açmış. Tekne turuna katılarak gezdiğimiz bu adada bir manastır kalıntısı da var. Tavşanları beslerken nefis gün batımı manzarası izleyebileceğiniz adanın kuzeyinde ise 70 metrelik uzunluğa sahip bir mağara bulunuyor.

Tekneyle de görebileceğiniz llçenin Cenevizliler tarafından yönetildiği dönemde inşa edildiği bilinen Direkli Kaya, günümüzde Küçük Liman içerisinde yer alıyor. Asli görevi denizi aydınlatmak ve gözetlemek olan yapı; 7 metre uzunluğunda bir kuleden, denizle bağlantılı havuzdan, kayaya oyulmuş basamaklar ile mermer iskeleden oluşuyor.

Tekne gezisinden sonra, Amasra Mendirek yani Büyük Liman da dalgakıran üzerinde yürüdük. Yürürken hele bir de Amasra’nın o meşhur rüzgarı varsa, işin içine biraz da heyecan karıştı çünkü hemen yanımızda denize bırakılmış koca koca taşların arasına düşmeden ilerlemeye çalışmak oldukça eğlenceliydi. Tabii biz dalganın azizliğine uğrayıp sırılsıklam olduk... Derin’e yedek kıyafet almadığım icin çarşıdan eşofman, bluz, iç çamaşırı ve çorap alıp giydirip keyfimizi bozmadan gezimize devam ettik.

Amasra’ya 3 kilometre uzaklıktaki Cevizlik Vadisi’nde bulunan Kemerdere Köprüsü, Roma İmparatoru Cladius döneminde yol ağının bir parçası olarak inşa edilmiş. Günümüzde ormanlık alan içerisinde kalmış olan köprünün büyük kayalarla oluşturulmuş ayağında Roma ile Pontus arasındaki savaşlarda 7 askerin mızraklarla yaptıkları mücadeleyi tasvir eden kabartmalar bulunuyor.

Bu kadar gezmeden sonra, bir liman kenti olan Amasra’da haliyle balık yemek gerekiyor. Büyük ve Küçük limanda sıralı masalarda, temiz havada hamsi, mezgit, tekir bolca yiyebilirsiniz. Balığın yanında muhakkak meşhur Amasra salatası yemek şart. Bir salata için 27 farklı çeşit malzeme kullanılıyor. Genellikle en alta marul, soğan, maydanoz, roka, semizotu, taze soğan daha sonra bunların üzerine havuç rendesi ve turşu çeşitleri, en üste ise çeşitli şekiller verilmiş, süslü püslü havuçlar, turplar ve salatalıklar koyuluyor. Sirke, limon ve sızma zeytinyağı ile salata tamamlanıyor. Buranın bir diğer meşhur lezzeti, ballı yoğurt tatlısı. Amasra’nın manda yoğurdu üzerine bolca fındık ve balla servis edilen bu tatlı, yemeği hafif sonlandırmak için birebir. Afiyet olsun.

Havası büyülüyor gönülleri tadıyla

Oracıkta bir şehir kurdu kendi adıyla

Kuruldu yaptırdığı beyaz mermer bir kasra

Amastris isminden Amastra, AMASRA....

Behçet Kemal Çağlar