1125

Paris

Kaybettiğim, saklayamadığım fotoğraflardan bulabildiklerimi arşivleyip, hatırlayabildiğim anılarımı toparlama çalışmalarına sağolsun Onbitv sayesinde azimle devam ediyorum… Paris birçok kere gittiğim bir şehir... Böyle bir güzel şehirde bulduğum bu kadar az fotoğraf olması ne yazık. Halbuki hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra ya da fotoğraflardaki karelerdir.

PARİS;

* Aşıklar şehridir.

* Romeo ve Juliet oyununda Juliet'in evlendirilmek istediği adamın ismidir.

* Tam bir özgürlük şehridir.

* Tarih, sanat ve kültür şehridir.

* Şarap, peynir, cafe cennetidir.

* Esmerlerin İtalyan sanıldığı şehirdir.

* İngilizce sorulan sorulara Fransızca cevap aldığınız yerdir.

* Orta Çağ ve Roma dönemine ait eserleri görebileceğiniz, Sen Nehri üzerine kurulmuş Unesco Dünya Mirasları listesinde bir şehirdir.

CHAMPS-ELYSEE ve INVALIDS ve  EIFEEL TOWER BÖLGESİ

Avenue des Champs-Élysées

Parislilerin deyimiyle “La plus belle avenue du monde” yani “dünyanın en güzel caddesi” Champs-Élysées. Bir ucunda Place de la Concorde, diğer ucunda ise Place Charles de Gaulle (l’Étoile)’ün bulunduğu 2 km uzunluğunda ve kenarları kestane ağaçlarıyla kaplı lüks bir cadde. Champs-Élysées’de kafeler, mağazalar, restoranlar, otomobil galerileri bulunmakta… Paris’in lüks hayatının içinden geçmek için Champs-Élysées’de bir yürüyüşe çıkın. Daha da detaylara inmek isterseniz, Fransızların yapmaya asla doyamadıkları gibi, siz de terası ya da caddeye bakan geniş camları olan bir kafede içkilerinizi yudumlayarak gelip geçenleri izleyin.

Place Charles de Gaulle (l’Étoile)

Parislilerin hâlen l’Étoile (yıldız) ismi ile andıkları bu meydan, Champs-Élysées’nin batı ucunda bir meydan. Meydanın en önemli özelliği yıldız biçiminde, çeşitli caddelerin birleşme noktasında oluşu. Meydanda bulunan Arc de Triomphe, I. Napoléon tarafından bir zafer anıtı olarak yaptırılmış. Üzerine Napoléon’un kazandığı zaferler ile generallerin isimlerinin yazılmış olduğu bu zafer takının tepe noktasına asansör ile çıkılıyor.

Eiffel Kulesi

Paris ile adeta özdeşleşmiş, Paris denildiğinde akla ilk gelen şeydir Eiffel Kulesi. 1889 yılında Dünya Fuarı’nda sergilenmek üzere mühendis Gustave Eiffel tarafından tasarlanmış. 1930 yılına kadar dünyanın en yüksek binası olarak kalan Eiffel Kulesi, görüntüsüyle pek çok muhafazakâr Parisliyi rahatsız etse de turistlerin uğramadan geçmeyecekleri bir yer.

Eiffel Kulesi, Sen Nehri kenarında Champ de Mars’ta bulunuyor. Kuleye çıkarken acaba kulenin hangi katına kadar çıksak diye hiç düşünmeden en üst kata kadar çıkmanızı tavsiye ederim. Uzun kuyruklar sizi korkutmasın, asansörler oldukça büyük olduğundan sıra hızlı ilerlemektedir. Ayrıca Eiffel Kulesi’ne günün erken saatlerinde giderseniz böyle bir sorununuz da kalmayacaktır. Kulenin en tepesine çıkın ve Paris’i yukarıdan izlemenin tadını çıkarın. Şehir planlaması, Sen Nehri, köprüler... Hepsi ayaklarınızın altında olacak. Ve tabii ki Eiffel Kulesi’ni hem gece hem de gündüz görmeyi asla ihmal etmeyin ve mümkünse kuleye gündüz ve gece olarak iki defa çıkın.

CHAILLOT QUERTER

Trocadero

Paris 16. bölgede , Eyfel Kulesi ve Seine Nehri‘nin hemen yanında bulunan bir bölgedir. Adını 1828′te İspanya ve Fransa arasında geçen Trocadero Savaşı’ndan alıyor. Bölgedeki en önemli yapı Palais de Chaillot’tur. Trocadero Meydanı’nda çeşitli sokak sanatçıların gösterilerini izleyebilir, yılın belli bölümlerinde ev sahipliği yaptığı eğlencelere, organizasyonlara katılabilirsiniz. Ayrıca Trocadero Meydanı Paris’te Eyfel Kulesi’ni en güzel izleyebileceğiniz ve fotoğraf çektirebileceğiniz noktalardan birisidir. Meydan; Eyfel Kulesi üzerinden de çok güzel bir şekilde izlenebilmektedir.

Les Invalides (tam adıyla L’Hôtel national des Invalides)

Paris 7. bölgede bulunan, askeriye ile ilgili müzeler, kilise, anıtlar, hastane ve savaş mağdurları için bakım evi gibi yapıları içinde barındıran bir kompleks. Les Invalides ; XIV. Louis’in emriyle 1670 tarihinde savaş gazilerinin özellikle son günlerini daha huzurlu ve mutlu geçirmeleri için yapımına karar verilmiş. İçinde Musée de l’Armée, Musée des Plans-Reliefs ve Musée d’Histoire Contemporaine Müzeleri bulunur. Komplekste ayrıca Fransız tarihine ait ünlü kişilerin mezarları da bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Napoleon Bonaparte (1769–1821) ‘ ın mezarıdır.

TUILERIES QUERTER

Palais du Louvre

Sen Nehri’nin kıyısında bulunan Louvre, Orta Çağ’dan başlayıp 16. yüzyıla kadar süren bir yapım sürecinden geçmiş ve XIV. Louis’nin sarayı Versailles’a taşıyana kadarki dönemde saray olarak kullanılmıştır. 1793 yılında devrimciler burayı, halka açık bir müzeye dönüştürmüşlerdir.

60.600 metrekarelik bir alana yayılmış olan ve M.Ö. 6000’li yıllardan M.S. 19. yüzyıla kadarki dönemden neredeyse 35.000 esere ev sahipliği yapan müzede; pek çok heykel, resim, çizim gibi eserlerin yanı sıra Antik Mısır objelerini, Yakın Doğu parçalarını, Yunan ve İslam eserlerini ve Milo Venüsü, Mona Lisa gibi Avrupa sanat tarihinin pek çok önemli eserini görmek mümkündür.

Louvre Müzesi avlusunda bulunan ve müze girişlerinin yapıldığı modern tasarımlı cam Piramit; müzenin, tarihe tanıklık eden yönü ile tam bir tezat oluşturmaktadır. Bu tezat görünüm kimi sanatseverlerde bir hayranlık oluştururken kimilerine ise rahatsızlık vermektedir.

Place de la Concorde

Şanzelize Caddesi’nin doğu çıkışında bulunan Concorde Meydanı, Paris’in en ünlü meydanı. Her açıdan güzel bir manzaraya sahip meydanda Fransız Kral Louis XVI, Marie Antoinette ve diğer birçok kişi giyotin ile idam edilmişler.

Tuileries ve Şanzelize arasında bulunan, sekiz hektarlık bir alan üzerine kurulu meydanın dört bir tarafında Fransa’nın Bordeaux, Brest, Lille, Nantes, Rouen, Strasbourg ve Marsilya şehirlerini temsil eden heykeller bulunuyor.

Palais-Royal

Louvre’un kuzey kanadında yer alan Palais-Royal (orijinal ismi Palais-Cardinal’dir), Kardinal Richelieu’nün evi olarak 1639 yılında yapılmıştır. Bir kralın yaşayabileceği büyüklükte inşa edilen bu saray, geniş bahçeleriyle de dikkat çekmektedir.

Geçmişten günümüze pek çok önemli kimsenin ikamet ettiği saray, mimari açıdan da bazı inovasyonlara uğramıştır: 1986 yılında Daniel Buren tarafından sarayın dörtgen avlusuna siyah beyaz sütunlar yerleştirilmiştir. Bu sütunlar saray görüntüsü ile birleştiğinde muhteşem bir perspektif oluşturur. Kimi sütunlar oturma seviyesindedir ve Paris’i gezmekte olan pek çok kişi hem bu görüntünün tadını çıkarır hem de sütunlarda oturmanın keyfini surer.

Bir not: Avluda, aşağıda bir yerlere bakan bir kalabalık görürseniz şaşırmayın. Avlu zeminindeki bir çukurda, siyah beyaz sütunlardan bir tane daha bulunmaktadır. Bozuk parasını bu sütunun üzerine denk getirmeyi başaranların dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır.

BEAUBORG AND LES HALLES BOLGESİ

Centre Georges Pompidou

Louvre Piramidi ve Eiffel Kulesi gibi Paris’in geçmişten izler taşıyan mimarisine ters düşen eserlerden biri de Centre Georges Pompidou’dur. 1971 yılında tasarım ödülü kazanmış olan bina, üzerinde taşıdığı renk kodları ile dikkatleri çeken bir petrol rafinerisi biçiminde; İtalyan mimar Renzo Piano, İngiliz mimar çift Richard ve Su Rogers, İngiliz mühendis Buro Happold ve İrlandalı mühendis Peter Rice tarafından tasarlanmıştır. Paris’i izlemek ve içinde dolaşırken farklı bir mimari tecrübe yaşamak için bu binaya mutlaka göz atmalısınız.

OPERA QUERTER BÖLGESİ

Paris Opéra (Opéra-Garnier)

Yapımına 1862 yılında başlanan ve 1875 yılında inşası tamamlanan Opéra Binası, dönemin neo-barok stilinin baş yapıtlarından biri olarak gösterilir. Mimarı, Charles Garnier’dir. 2200 kişilik kapasiteye sahip olan binanın altında Gaston Leroux’nun Operadaki Hayalet adlı kitabına ilham kaynağı olmuş göl bulunur.

Polonya’dan Amerika’ya kadar pek çok ülke mimarisine ilham vermiş olan bina; renkli mermer süslemelere, Yunan mitolojisinden tanrı ve tanrıçaların heykellerine, Mozart, Rossini, Beethoven, Spontini, Philippe Quinault, Meyerbeer, Fromental Halévy ve Daniel Auber gibi ünlü bestecilerin bronz büstlerine ev sahipliği yapmaktadır.

İç içe geçmiş koridorları, cumbaları, merdivenleri ile iç tasarımı; binaya gelenlerin birbirleri ile görüşüp konuşmaları için tasarlanmış bir sosyalleşme alanıdır. Barok süslemesinin bir temsilcisi olan iç tasarımda küçük melekçikler, periler, altın yapraklar bulunmaktadır. Marc Chagall tarafından resmedilen binanın tavanının ise operanın geri kalan kısmı ile uyum göstermediği düşünülmektedir.

ILLE DE LA CITE AND ILLE ST LOIS BÖLGESİ

Notre Dame

Çingeneler tarafından katedrale bırakılan kambur, çirkin ve sağır Quasimodo’nun, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkını anlatan ve unutulmaz şarkısı Belle ile Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu adlı romanı ile tanıdığı Notre Dame Katedrali; Orta Çağ dönemi Fransasının romaneskten gotik tarza geçişinin bir temsilcisidir.

Notre Dame’ın İki yanındaki kuleleri, vitray camları, heykelleri, resimleri, mobilyaları ve çeşitli madalyonları ile süslü ve ihtişamlı görünüşü, o yıllarda pek çok kesimin dikkatini çekmiş ve bu zengin görüntünün bir din merkezine yakışmayacağını söyleyenler olmuştur.

Place De La Republique (Paris Cumhuriyet Meydanı)

Paris 3,10 ve 11. bölgeler arasında kalan 283 metre uzunlukta 119 metre genişlikte olan Paris’in en önemli meydanlarından biridir. Adını III. Fransa Cumhuriyeti’nden (French Rebuplique) alan Place De La Republique‘in bir ucu Boulevard du Temple diğer ucu ise Boulevard du Saint Martin‘dir. Meydan son zamanlarda özellikle hafta sonları son derece hareketlidir. Dünyaca ünlü Hard Rock Cafe’nin Paris şubesi de meydan yakınında bulunur . Place De La Republique‘a en rahat “Republique” metro durağı üzerinden ulaşabilirsiniz.

THE MARAIS BÖLGESİ

Hotel De Ville

Notre Dame Katedrali yakınında bulunan ünlü Paris Belediye Binası'dır. Adından dolayı çoğu turist binayı otel gibi düşünse de Hotel De Ville kelime anlamı olarak Belediye Binası anlamına gelmektedir. 1357 yılından bu yana Paris Belediye Binası olarak kullanılmaktadır. Hotel De Ville üzerinde toplam 108 adet heykel bulunmaktadır. Kış aylarında Hotel de Ville önünde buz pisti ile kuruluyor.

Place des Vosges

Parisliler tarafından şehrin en güzel meydanı olarak anılan ve şehrin en eski meydanı olarak bilinen Place des Vosges, IV. Henry tarafından 1605 ve 1612 yılları arasında yaptırılmıştır.

140 m x 140 m ebatlarındaki meydana bakan evlerin cepheleri, kırmızı tuğlaları ile ünlüdür ve evler birbirlerine olan simetrik benzerlikleri ile dikkat çekmektedir. Burada bulunan 6 numaralı evde bir zamanlar Victor Hugo yaşamıştır. Ev şu anda yazara ait el yazmaları ve çizimlerin sergilendiği bir müze olarak kullanılmaktadır.

MONTMARTRE BÖLGESİ

Sacre- Cour

Bir tepe olan Montmartre, Sacré Cœur’ün beyaz kubbeli bazilikası ile dikkatleri çekiyor. Sacré Cœur’ün terasına çıkarak muhteşem Paris manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Bölgede aynı zamanda daha eski olan ve Cizvit inancının temellerinin burada atılmış olduğuna inanılan Saint Pierre de Montmartre Kilisesi de bulunuyor.

Montmartre 19. yy’da dünyanın farklı yerlerinden gelen Edouard Manet, Henri de Toulouse-Lautrec, Raoul Dufy, Modigliani ve Utrillo gibi dönemin en önemli ressamlarına ev sahipliği yapmış bir bölge. Adı Ressamlar Tepesi ancak burada sadece ressamlar değil, o dönemde yaşayan heykeltraş, yazar, şair ve müzisyenler de burayı evleri olarak benimsemişlerdir. Picasso’nun Avignonlu Kızlar adlı ünlü eserini yaptığı, Salvador Dali’nin en önemli eserlerini yarattığı stüdyosunun bulunduğu, Vincent Van Gogh ve Renoir’in hayatlarının en verimli dönemlerini geçirdiği yerdir.

Moulin Rouge

Moulin Rouge Montmarte'dan aşağıda inerken görebilirsiniz. Buraya kadar gelmişken aşağıya yürüyerek bu bölgede gezilebilir. Paris 18. bölge Montmartre‘de bulunan Lido Show gibi dünyaca ünlü bir kabaredir. Özel bir show olmasına rağmen Fransa ve Paris kültüründe önemli bir yere sahi olan Moulin Rouge binası üstünde yer alan Kırmızı Değirmen ile de biliniyor. Moulin Rouge; 1889 yılında Joseph Oller ve Charles Zidler tarafından inşa edilmiş. İnşa edildiği yıldan beri bir çok önemli gösteriye imza atan Moulin Rouge ‘un en önemli gösterisi kankan dansıdır (fransızca Can Can). Kırmızı Değirmen, yetişkinlere özel gösteriler ve erotik showlar ile türünün başlangıcı olup her yıl dünyanın bir çok yerinden turisti ağırlamaktadır.

Cimetiere de Montmartre

Montparnasse mezarlığında tüm ebebiyat, sanat ve sinema sanatçıları mezarları bulunuyor. Kimler yatmıyor ki: Elektrik akımı birimi olan, hepimizin bildiği “amper”in isim babası ünlü fizikçi André-Marie Ampère, Karaköy’de Bankalar Caddesi’ndeki meşhur Kamondo Merdivenleri’ni yaptıran Camondo Ailesi‘nin üyeleri, Foucault Sarkacı ile tanıdığımız ünlü fizikçi Léon Foucault, “Can Can”ın bestecisi Jacques Offenbach, Kırmızı ve Siyah’ın yazarı Stendhal, Kamelyalı Kadın’ın yazarı Alexandre Dumas; şarkıları ile hayatımıza sinen muhteşem ses Dalida; İrlandalı Yazar Oscar Wilde, Ünlü fransız şarkıcı Edith Piaf, The Doors solisti Jim Morrison, Honore De Balzac, Carmen operasının bestecisi Georges Bizet.

ST-GERMAN-DES PRES BÖLGESİ, LATIN QUERTER,  JARDIN DES PLANTER QUERTER BÖLGESI, LUXEMBURG QUERTER BÖLGESİ

Saint Germain, gezilip görülecek bir yer sayılmaz, çünkü aslında bir bölge. Kafeler ve restoranlarla dolu olan ve Paris halkının takıldığı bu yerde yorulunca bir kahve molası veya acıkınca karnımızı doyurmak için güzel bir alternatif. Ben en çok kitapçılarına bayılıyorum.

Bu arada Sorbonne Üniversitesi de Latin Querter bölgesinde.

Musée d’Orsay

Sen Nehri’nin sol tarafında daha önce bir tren istasyonu olarak kullanılan bir binada kurulu olan Musée d'Orsay; pek çok resim, heykel, fotoğraf ve mobilyaya ev sahipliği yapıyor. Genellikle 1848 ve 1915 yılları arası Fransız sanatını bünyesinde barındıran müzede, empresyonist ve post-empresyonist olmak üzere birbirinden ünlü isimlerin eserleri yer alıyor. Monet, Renoir, Cezanne, Degas, Gogh, Manet, Toulouse-Lautrec gibi isimlerin en önemli eserlerini görmek arzusundaysanız, bu müzeye mutlaka uğramalısınız.

Pantheon

Paris 5. bölge Sainte-Geneviève Tepesi , Latin Quarter bölgesinde bulunan bir anıt mezar. Kilise olarak yapılan Pantheon Fransız Devrimi ‘nden sonra önemli Fransız entelektüellerinin gömüldüğü Anıt Mezar olarak kullanılmaya başlanmış. Kral XV. Louis’nin emriyle 1758 yılında yapımına başlanan Pantheon ekonomik sorunlar nedeniyle ancak 1789 yılında bitirilmiştir. Yapım sırasında Roma Pantheon‘un özellikle ön yüzünden esinlenilmiş.

Jardins du Luxemburg

17. yüzyılda Lüksemburg Sarayı ve günümüzde Fransız Senatosu olarak kullanılan binanın da içinde bulunduğu Jardins du Luxemburg (Lüksemburg Bahçeleri)  çimenlerle, rengârenk çiçeklerle, çakıl taşlarıyla ve ünlü kimselerin heykelleri ile süslü olan bu bahçede aynı zamanda elma ve kestane ağaçları da bulunmaktadır.

Bahçede bulunan sessiz köşeler, kitap okumak ya da gezinize sakin bir mola vermek için oldukça elverişli. Burada aynı zamanda sekizgen bir göl bulunur. Gölde çocuklar ya da çocuk kalanlar, yelkenlerini yüzdürmenin keyfine varırlar.

Bahçede bulunan bronzdan yapılmış heykellerle süslü çeşme Fontaine des Quatre-du-Parties-World de fıskiyeleri ile bahçe ziyaretçilerine unutulmaz bir görsel şölen yaşatıyor.

CHÂTEAU DE VERSAILLES  Oldukça büyük olan sarayı gezmek için yaklaşık bir gününüzü gözden çıkarmalısınız.

Paris’in 20 km güneybatısında bulunsa da Versailles, eğer zamanınız var ise mutlaka görmeniz gereken adreslerden biri.

Daha önce küçük bir kasaba olan ve Château de Versailles sayesinde gelişerek bugün Paris’e dâhil edilen Versailles’da bulunan köşkü, XIII. Louis, aslında bir inziva köşesi olarak kullanmak istiyordu. Oğlu XIV. Louis ise bu mütevazı binayı, şaşalı bir saraya dönüştürerek ülkeyi buradan yönetmek istedi ve 1682 yılında kraliyet ailesinin yönetimi Paris’e taşıması ile birlikte 1789 yılına kadar Fransa’nın politik merkezi bu saray oldu.

İnşası 21 yıl kadar süren sarayın ana bölümü, kraliyet ailesi için ayrılmıştır. Saray avlusunu 84 mermer büst süsler. Saray bahçelerinde bir tur atın ve sarayın bahçelere bakan cephesinin görsel güzelliğinin tadına varın. İçeride ise Kraliyet Şapeli, Aynalı Salon, Salon de Diane bölümleri ile sadece rehber eşliğinde giriş yapabileceğiniz Kraliyet Operası bölümlerini keşfedin.