903

Rönesans'ın Başkenti

RÖNESANS’IN BAŞKENTİ

Yola devam. Bugün de Lucca’dayız. 

İtalya’nın batı kıyısında, Toskana’da bulunan tarihi güzel şehir Lucca, çok sayıda dini yapıya ev sahipliği yapmasından dolayı, ”Yüz Kilisenin Şehri” olarak da bilinir. Tarihi, Roma dönemine kadar giden şehir, Julius Caesar ve Crassus için önemli bir buluşma yeri olarak da bilinir.

Romanesk tarzındaki cephesi, özenle oyulmuş sütunlara sahip ve kemerli Lucca Katedrali, 13.yyda burada bulunan bir kilisenin yerine yeniden inşa edilmiş.

Katedralin ana kapısında “Nicola Pisano”nun 13. yüzyıldan kalma St.Martin’in hayatından dört güzel sahnesi bulunuyor. 

Sağ tarafta 69 metre uzunluğunda, açık renkli traverten ve tuğladan yapılmış büyük bir Çan Kulesi bulunmakta.

Lucca’nın en güzel meydanı olan ”Piazza dell’ Anfiteatro”, bir zamanlar Roma Amfitiyatrosu’nun bulunduğu yermiş. Günümüzde bu Amfitiyatronun yerine oval şekilde meydan bulunmakta ve Amfitiyatro Meydanı olarak da bilinmekte. 

Meydanı çevreleyen sapsarı binalar da, aynı meydanın eliptik şekline uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiş. Meydan da bulunan restoranlar da, şehirdeki en popüler ve en kaliteli restoranlardan. Bu yüzden, Lucca’da yeme içme için bu meydana da mutlaka uğrayın.

Lucca şehir merkezi çok iyi durumda olan 11 burç ve 6 kapı ile 4 km uzunluğundaki duvarlar ile çevrili.

Şehrin bu bölgesini korumak amacıyla, 1504-1645 yılları arasında Flaman mühendisleri tarafından yaptırılmış olan Lucca Surları, 12 metre yükseklikte ve 30 metre kalınlığında.

San Michele in Foro Kilisesi, oyulmuş ve kakma mermer cephesi olan kilise, 12.yyda Roma Forumu‘nun bulunduğu yere inşa edilmiş. 

Kilise cephesinin ana kemerlerinin üstünde farklı renk ve tasarıma sahip 4 sıra süslü kemer ve sütun bulunmakta. Bunun yanında, her kemer kulesinin üzerinde vahşi hayvanların süslü sanat eserleri de bulunuyor.

San Michele in Foro Kilisesi de, şehirdeki en önemli 3 dini yapıdan biri.

Lucca’nın silüetini işaretleyen birkaç kulenin en uzunu olan ”Torre delle Ore” bir saat kulesidir. 

14. yüzyılın sonlarından beri bir saate ev sahipliği yapan bu kulede, hala eski mekanizmanın parçalarını kulenin üzerinde. Buradaki saat, 18. yüzyılda başka bir saatle değiştirilmiş. Günümüzde görülen saat, 1700’lerde değiştirilen saattir.

Lucca’nın güzel şehir manzarasını seyretmek için Torre delle Ore’ya çıktık. Fakat, çıkış zamanınız çok iyi ayarlayın çünkü zilin tam çaldığı zamanda kuleye çıkacak olursanız, 10 saniye bile kulede kalamazsınız.

700 yıllık tarihi boyunca bir saat kulesi olmasının yanı sıra, bir savunma kulesi olarak da hizmet etmiş.

Lucca’nın tarihi şehir merkezi sınırları içerisinde yer alan bir diğer tarihi kule ise, ”Torre Guinigi Lucca (Guinigi Kulesi)”dir. Gözünüz kesiyorsa bu 45 metre yükseklikte kuleye çıkıp şehrin en güzel fotoğrafını çekin. Biz göze aldık ve çıktık.

Guinigi Kulesi ile Torre delle Ore adlı kulenin ikisini de görmek istiyorsanız, kombineli bilet alın derim. 

Çatısında ağaçların olduğu bir kule görürseniz, işte o kule Guinigi’dir.

14. yüzyılda inşa edilmiş olan bu kule Romanesk ve Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri. 

Guinigi Kulesi’nin üzerindeki bahçe, yeniden doğuşu sembolize eden Holm Meşe ağaçlarına ev sahipliği yapıyor.

6. yüzyıldan kalma Lucca Psikoposuna adanmış olan San Frediano Bazilikası, 1112 – 1147 yılları arasında inşa edilmiş oldukça eski bir dini yapı.

13. yüzyılda restore edilmiş olan bazilikaya, mevcut girişin sağındaki ve solundaki vaftizhane ve Cappella della Santa Croce (Santa Croce Şapeli) eklenmiş.

Bazilikanın cephesinin alt kısmı düz ve sade. Ancak yukarıda devasa bir Mezih Mozaiği bulunuyor. Bu mozaik, 12 havari ve iki melek tarafından kuşatılmış ve Berlinghiero Berlinghieri’ye atfedilmiş.

Bu bazilikanın en önemli özelliği ise, Toskana’daki mozaikle süslenmiş cepheye sahip olan iki bazilikadan biri olmasıdır. Diğeri, Floransa‘daki San Miniato al Monte’dir.

Napolyon Meydanı olarak da bilinen Piazza Napoleone, Amfitiyatro Meydanı’na kısa bir mesafede bulunmakta. Etrafı önemli tarihi binalarlar çevrilmiş.

Meydanın sol tarafında Ducale Palace (Dükler Sarayı), Sarayın hemen önünde ”Maria Luisa Heykeli” ve Giglio Tiyatrosu, Museo del Risorgimento, Prefettura Di Lucca bulunmakta.

Veee beklenen gün geldi. Pisa’dayız. O kuleyi itiyormuş gibi yaparak poz verip o fotoğrafı instagram’a koymadan olmaz. 

Rönesans şehri Italya’nın eğlenceli fotoğraflarına konu olan Pisa şehrindeyiz.  Italyan astronom , fizikçi, matematikçi ve filozof Galileo Galilei‘nin doğduğu şehir.

Şehrin simgesi haline gelen Pisa Kulesi, 1063 yılında yaptırılan Pisa kentinin Piazza dei Miracoli meydanında yer alan İtalya’nın dünyaca ünlü yapılarından biri. 11. yüzyılda inşa edilen Pisa Kulesi aslında Pisa katedralinin çan kulesidir. Birlikte inşa edilmesi gerekirken hemen yanına inşa edilen Pisa kulesi, toprağın yumuşak olması sebebiyle yapımının 3. katında eğilmeye başlamış. Toplam 8 katlı ve 55 metre yüksekliğinde olan kulesinin eğimi yıllar sonra artmaya başlamış. 1990 yılında yıkılacağı korkusuyla ilk defa ziyarete kapatılarak tadilat edilmiş. Günümüzde ise 200 yıl kadar daha sağlam kalacağı söyleniyor.

Pisa Kulesi’nin neden eğik olduğunu da söyleyelim; tabii ki kasıtlı olarak o şekilde yapılmamış, kuleyi yaptıkları zeminin elverişli olmaması sebebiyle zamanla eğilmeye başlamış. Hatta aynı meydandaki katedral ve vaftizhane de aynı toprağın üzerine inşa edildiği için onlar da “batıyormuş”.

Avrupa’da dev bir akım olan Orta Çağ sanatının en önemli merkezi olan Piazza dei Miracoli – Katedral Meydanı, kent merkezinde yer alan 8 bin 87 hektarlık bir alan üzerine kurulu meydan. 1987 yılından beri UNESCO tarafından koruma altına alınan dünyanın en iyi mimari komplekslerinden biri olan meydan, Katolik Kilisesi tarafından da kutsandıktan sonra etrafı dört büyük dini yapı tarafından çevrelenmiştir.

Pisa Katedrali, Mimar Buscheto tarafından savaş sonrası zaferi kutlamak için yapılan Gotik mimariye sahip bir kilise. Katedralin yapımı 27 yıl sürmüş. Kilise içinde altın işlemeli tavanlar, ve göz alıcı sütunlar ve Mimar Giovanni Pisano ‘nun eseri olan kürsüsü bulunuyor.

Bazı ünlü yapıların içinde resim çekmek yasak. Çaktırmadan resim çekme işini Sistine Şapel’e kadar öğrenmem lazım.

211 yılda tamamlanan Pisa Kulesi’nin hemen yakınında konumlanan Pisa Vaftizhanesi, şehrin Roma Katolik dini yapılarından. Galileo burada vaftis edilmiş.

Çocuk melekler olarak tasvir edilen üç çocuk heykelinin yer aldığı Putti Çeşmesi, Pisa Kulesi’nin hemen önünde yer alan şehrin tarihi çeşmelerinden biri.

San Paolo a Ripa D’arno, bir Roma Katolik kilisesidir. 1032 yılından beridir hizmet veren kilisenin 925 yılında inşa edilmiş.

Bir dizi restore çalışmasından geçtikten sonra kilisenin arka tarafına Romanesk mimarinin bir ürünü olan Aziz Agatha Şapeli inşa edilmiş.

İtalya, Pisa’da bulunan Cittadella Nuova, 15. yüzyıldan bu yana birçok kez restore edilen kale, şehrin askeri ve kültürel yapısının ornegi.

Pisa’nın içinden bir nehir geçiyor, Arno Nehri. Onun şehri ikiye ayırdığını düşünün, kulenin olduğu taraf turistik taraf, diğer taraf ise daha az turistin olduğu taraf. Italya’nın Toskana bölgesinde bulunan Arno Nehri , Falterona dağından başlayarak Floransa, Empoli ve Pisa’dan geçerek Tiran denizine dökülüyor. 2014 yılında iyoğun yağışlar sebebiyle nehir taşmış ve Pisa’yi sular altında bırakmış.

Mural’lara ilgim Yeldeğirmeni mahallesi ile başladı. Ilgilenenler www.onbitv.com’da Yeldegirmeni ve Murallar yazımı okuyabilirler. 

Pisa’da Amerikali Keith Haring Mural’ini görmeyi ihmal etmedim. Andy Warhol’un kankası, sanatı sokağa taşıyan  sanatci. Hatta Lacoste bir Keith Haring koleksiyonu çıkartmıştı. 1989 yılında yaptigi nehrin diger tarafinda bulunan Aziz Anthony Kilisesi’nin güney duvarına çizdiği Tuttomondo, bugün pop art akımında önemli bir yere sahip. Kilise duvarına eşcinsel bir sanatçının çizdiği “resim” olarak ünlü olup içerisinde yer alan figürlerin temsil ettiği sembolizm de dikkat çekmekte.

Via Cottelongo caddesi Ortaçağdan kalan parça birbirinden kopmuş evlerin birleştirelek zenginler icin oluşturulan bir cadde. Caddedeki evlerin altindaki kiremitlerin üzerleri art nouveau tarzı evler ile kapatılmış.

Pisa caddeleri renkli ve hareketliydi. Corsa’da Pisa’nın ünlü işlek bir caddesi.

Diğer hareketli caddesi Garibaldi Meydanı’nın sağından Borgo caddesi. Cadde dediğimize bakmayın. Bu caddeler normal bir sokak kadar. Güzel tarafı ise trafiğe kapalı. Rahat rahat yürüyebiliyorsunuz. Bu cadde boyunca yine ışıltılı sokakların altında kafeler, renkli dükkanlar ve restoranlar var.

Santa Maria della Spina, Arno nehri kıyısına sanki bir prefabrik yapı gibi monte edilmiş. Dikdörtgen yapının dört bir tarafı koruyucu ve simgesel azizlerin heykelleri ile süslü. 1230 yılında inşa edilmeye başlanan yapı 15.yüzyılda yeniden inşa edilmiş, nehir kenarında yer almasından ötürü defalarca kere tadilat görmüş. Tabii bunun sonucunda da ağır heykellerin yerini replikalar almış.

Nero Hamamları, sokak seviyesinin altında, şehirde hala ayakta duran tek Roma kalıntısı.

Dokuzuncu gün, İtalya Rönesans’ının doğum yeri Floransa’dayız . Beyin hoplatan eserler, her yolun Floransa Katedrali Duomo’ya çıkması, adım başı resim yapan insanlar, canlı müzik…Sanat delisi olmayanların bile hayran kalabileceği bir şehir. Leonardo da Vinci ve Michelangelo bu tarihi şehirde yetişmiş dünyaca ünlü sanatçılar. Yine ünlü yazar ve şair Dante Alighieri bu şehirde yaşamış ve bu şehirden ilham almış. Hele Medici ailesi. Etkilenmemek mumkun degil. 

Şehir, Ponte Vecchio adındaki  bir köprü sayesinde ikiye ayrılıyor: Palazzo Vecchio ve Palazzo Pitti.

Şehirde ana tren istasyonunun hemen karşısında bulunan Santa Maria Novella Bazilikası Floransa’daki ilk büyük bazilika. Mezhep olarak da Dominikan grubunun kilisesi. 

14. yüzyılda inşası tamamlanan bazilikanın ismindeki “Novella”, yani “Yeni” kelimesinin isimde yer alması bazilikanın Santa Maria del Vigne kilisesinin üzerine yapılmış olmasından kaynaklanıyor. Bu kilisenin yıkıntılarından kalan bazı kalıntıları ise bazilikanın birtakım bölümlerinde görmeniz mümkün.

Rönesans, gotik ve romanesk stillerin izlerini taşıyan bazilikanın içi de dışı da cok etkileyici.

Floransa gezilecek yerler arasında hem hediyelik eşyalar açısından çok alternatifli olan hem de tarihi bir öneme sahip bir alan var: Loggia del Mercato Nuovo.

Halk arasında Mercato Centrale ile isminin karışmaması için Loggia del Porcellino olarak da adlandırılan pazar yeri alışveriş yapmayı sevenler için ideal. 16. yüzyılda değerli eşya ve ipek ticareti yapmak için kurulan alan günümüzde de canlılığını hiç yitirmemiş; her zaman hediyelik eşya tezgahlarıyla dolu.

Chiesa di San Salvatore di Ognissanti veya daha basitçe Chiesa di Ognissanti, İtalya'nın Toskana bölgesindeki Floransa'nın merkezinde aynı adı taşıyan meydanda bulunan bir Fransisken kilisesi. Umiliati tarikatı tarafından kurulan kilise, bilinen ve bilinmeyen tüm azizlere ve şehitlere adanmış.

Santa Trinita, Floransa Via de' Tornabuoni'nin geçtiği, aynı adı taşıyan meydanın önünde yer alan bir Roma Katolik kilisesi. 1092'de Floransalı bir soylu tarafından kurulan Vallumbrosan Keşiş Tarikatı'nın ana kilisesi.

Via de’ Tornabuoni Floransa’da moda dünyasına ev sahipliği yapan bir cadde. Lüks alışveriş mağazalarının, özel tasarım ürünlerin satışa sunulduğu butiklerin ve dünyaca ünlü markaların dizildiği cadde sadece alışveriş imkanlarıyla değil, tarihi binaları ile de görülmeye değer bir ambiyansa sahip.

Via de’ Tornabuoni’de dolaşırken gözünüze mutlaka çarpacak olan Strozzi Sarayı, caddenin ilginç yapıları arasında. Bu saray Medici ailesine rakip bir ailenin üyesi olan Filippo Strozzi tarafından inşa edilmiş.

Benedetto da Maiano tarafından Kasım 1466'da şehre dönen Medici'nin rakibi Yaşlı Filippo Strozzi ailesinin önemini kanıtlamak için en görkemli sarayı istemis. Bunu yaptirmak icin etraftafinda bulunan cok sayıdaki başka binalari satin almis. Giuliano da Sangallo, tasarımın ahşap bir modelini yapmis fakat Filippo Strozzi, insaat tamamlanmadan ölmus. Aynı yıl Dük Cosimo I de' Medici buraya el koyup ne yazik ki otuz yıl sonrasına kadar Strozzi ailesine iade etmemis. 

Medici’leri daha iyi anlamak icin Medici: Masters Of Florence dizisini seyretmenizi oneririm.

Floransa Katedrali (Duomo) şehrin her yerinden görünen bir yapı.

Floransa Katedrali dünyanın en büyük üçüncü katedrali. 

Katedralin içinde Rönesans stili, birbirinden etkileyici freskler, Roma dönemine eserler sergileniyor.

Kubbe katedral için önemli bir detay o yüzden onu da açıklamak isterim. Kubbenin yapılması için bir yarışma organize edilmiş. Yarışmayı kazanan Filippo Brunelleschi katedral için çalışmaya başlayıp kubbeyi inşa etmiş. Kubbe rönesans dönemine ait özellikleri taşıyan ilk eserlerden biri olduğu için diğer yapılar için de çok önemli. Kubbe yapımı bitince katedral, dönemin papası tarafından kutsanmış. Böylelikle Floransa Katedrali resmi olarak ibadete açılmış. Katedralin kubbesinin inşaatı tam 16 yılda tamamlanmış.

Italya’da kiliselere mini şortlar veya omzunuz açık bir şekilde giremiyorsunuz. Bu yüzden uzun bir pantolon (Dizlerin altına ulaşacak bir elbise) ve omuzlarınızı kapatacak bir elbise giyin. Erkeklerde diz kadar şort ya da pantalon giyebilirler. Parmak arası terlikler yasak. Kapıda görevliler uygun kıyafette değilseniz sizi sıradan hemen çıkarıyorlar.

Aziz Giovanni Vaftizhanesi Floransa’nın bazı ünlü isimlerinin vaftiz törenine de şahit olmuş. Bu ünlü isimler arasında Medici ailesinin bazı üyeleri, Rönesans liderleri, sanatçılar, şairler bulunuyor. Çoğu Floransalı katolik de Aziz Giovanni Vaftizhanesi’nde vaftiz olmuş. 3 bronz kapısı çeşitli dini sahneleri ve insan erdemlerini sahneliyor.

Vaftizhanenin en ilgi çekici noktası Ghiberti’nin yaptığı Cennet Kapıları. Kapının güzelliği ünlü Rönesans sanatçısı Michelangelo’nun da gözünden kaçmamış. Öyle ki kendisi vaftizhanenin bronz kapılarını tanımlamak için “Cennetin Kapıları” deyişini kullanmış. Kapının üstündeki kabartmalarda İncil’den çeşitli sahneler canlandırılmış.

Duomo Meydanı’nın şatafatlı ve en popüler yapısı olan Floransa Katedrali’ne hem dahil olan hem de ondan bağımsız duran bir parçasi olan Giotto’nun Çan Kulesi (Campanile di Giotto). 

İsmini aldığı Giotto tarafından tasarlanan çan kulesinin uslubu gotik mimari. 5 bölüme ayrılan ve kare bir zemin üzerinde durmakta. 

Tarihi 14. yüzyıla dayanan bu görkemli kule 85 metre.

Kulenin tepesine çıkıp o yükseklikten Floransa’yı görmenin keyfi 414 tane basamağı çıkmaya da fazlasıyla değer.

Bargello Müzesi şehrin sanatsal zenginliğini en iyi sunan merkezlerden biri. Yalnız genel itibarıyla daha alışılmış sanat müzelerinden bina olarak bir farkı var. Burası eskiden hapishane ve kışla olarak kullanılmış. Bargello Müzesi aynı zamanda halk sarayı olarak da isimlendiriliyor.

Vecchio Sarayı’nın mimarisine de ilham kaynağı olan Bargello’nun geçmişi 13. yüzyıla dayanıyor. 19. yüzyılın ortalarında ise ulusal bir müze olarak halka açılmış.

Sanat müzesindeki koleksiyonlar büyük bir çoğunlukla İtalyan gotik tarzındaki eserler. 14-17. yüzyıl dönemlerinde yapılan çok sayıda Rönesans heykeli Bargello Müzesi’nde. Müzedeki başyapıtlardan bazıları ise Michelangelo-Pitti Tondo, Brutus ve Bacchus, Donatello-David, Vincenzo Gemito-Pescatore’dir.

Her müzeyi gezmeniz mümkün değil. Her şehrin önemli müzesini seçip ona uzun saatlerinizi vermenizi tavsiye ederim. Tabii Florasan’da bu çok zor ama…

Floransa ve Rönesans demek Medici ailesi demek. Mediciler adeta Rönesansın sponsoru olmuşlar. Medici ailesi Pitti Sarayı’na taşınmadan önce “Palazzo Vecchio”, yani eski saray olarak anılan Vecchio Sarayında yaşamışlar. 

Signoria Meydanı’nda hemen göze çarpan sarayın avlusu çok etkileyici; duvarlardaki ince işçiliği yansıtan süslemeler, grift oyma özellikli sütunlar, ortasındaki çeşme. 

Sarayın giriş kısmında göreceğiniz Michelangelo’nun Davud heykeli ise orijinal olmamasına rağmen çevreye etkileyici bir hava katmış.

Signoria Meydanındaki (Piazza della Signoria) önemli siyasal olaylar, konsey toplantıları, gösteriler, protestolar hep burada gerçekleştirilmiş. Hatta bugün de meydandaki Vecchio Sarayı Belediye Binası olarak kullanılıyor ve kent yönetimi buradan sürdürülüyor. Biz de önünde gösteriye rastladık.

Signoria Meydanı’nda Uffizi Galerisi’nin duvarına bitişik olan Loggia dei Lanzi açık hava heykel galerisi.

Heykel galerisindeki yapıtların büyük bir çoğunluğu Antik Çağ tanrılarını ve efsaneleri anlatıyor. Galerinin en popüler heykeli Benvenuto Cellini imzası taşıyan meşhur Medusa Başlı Perseus Heykeli.

Diğer ilgi çekici heykellerden bazıları ise Ammanati’den Neptün, Marzocco Aslanı, Bandinelli’den Herkül ve Cacus, Giambologna’dan Sabina Kadınlarının Kaçırılması’dır.

Signoria Meydanı’nın ara sokaklarının birinde ünlü All’ Antico Vinaio sandviç dükkanı çok meşhur. Aynı sokakta yanyana dört dükkan olarak hizmet vermekte. Sandviçimizi yaptırıp meydanda oturan insanlara katıldık.

Pane Toscano, tuzsuz yapılan geleneksel bir Floransa ekmeğidir. Bu ekmeğin dışı çıtır çıtır olmasına rağmen içi yumuşacıktır ve her yemeğin yanında bu ekmekten getirilmektedir. Ekmeğin tuzsuz yapılması ise bir rivayete dayanmaktadır: Zamanında Toscana’daki Pisa ailesi ile Floransa’daki Medici aileleri arasındaki kan davası nedeniyle Pisa ailesinin Medicilere tuz tedariğini kestiği ve bu nedenle zorunlu olarak ekmeklerin tuzsuz yapılmaya başlandığı söylenmektedir.

Fransisken mezhebine ait dünyadaki en büyük kilise olarak da bilinen Gotik ve Rönesans mimarinin estetik detaylarını taşıyan Santa Croce Bazilikası, Michalengelo, Galileo, Machiavelli, Foscolo, Gentile, Rossini ve Marconi gibi ünlü İtalyanlar burada gömülüymüş. Bu sebeple “Tempio dell’ltale Glorie”(İtalyan Övünmeler Tapınağı) olarak da anılmakta.

Floransa’nın Oltrarno Mahallesi’nde yer alıp kendi adını taşıyan meydana bakan sembolik kiliselerinden biri aynı zamanda kentin ana kiliseler listesinde: Santo Spirito. 

Medici ailesi, Santo Spirito Bazilikası'nın yapımında önemli ölçüde rol oynamış. Kilise, Brunelleschi tarafından tasarlanmış ve içerisinde önemli Rönesans eserlerini barındırmakta.

Santo Spirito’nun dış mimarisi oldukça sade ama zarif.

Sekizgen yapisi ve sütunlu girişi Simone del Pollaiuolo tarafından tasarlanmis. İlk olarak kilisenin tasarımına 15. yüzyılda ünlü mimar Filippo Brunelleschi ile başlandıysa da sonradan inşa ve dizayn sürecinde Antonio Manetti, Salvi de Andrea ve Giovanni de Gaiole gibi mimarlar da rol almış.

Santo Spirito’da görülmeye değer 40’a yakın sayıdaki yan şapelde. Michelangelo’nun çarmıha gerilmiş İsa heykeli ve yuksek sunağın üzerinde duran haç en poupulleri.

Galileo Galilei, Medici ailesinin çocuklarına birkaç nesil boyunca özel ders vermiş. 

Museo Galileo Arno Nehri boyunca ve Uffizi Galerisi'nin yakınında yer almakta. Astronom ve bilim insanı Galileo Galilei'ye adanan müze, o zamanlar Castello d'Altafronte olarak bilinen 11. yüzyıldan kalma bir bina olan Palazzo Castellani'de bulunuyor.

Çoğu kişinin “İtalya Rüyası” olarak dillendirdiği Floransa, Arno Nehri’nin üstünde bulunan ve 14. yüzyılda açılmış olan Ponte Vecchio Köprüsü, II. Dünya Savaşı sırasında, Arno üzerinden kaçan Almanların yok etmediği tek köprü bu köprü olmuş. 

Floransa’nın meşhur yönetici ailesi Mediciler Palazzo Vecchio’dan Palazzo Pitti’ye taşındıklarında köprüden geçerken ve saraya ulaşırken halkın kendilerine temasını engellemek için bir koridor inşa ettirmişler. 

Köprü bir savunma sistemi olarak inşa edilmiş ve şimdiki hayran olabileceğimiz pencereler ve sanatsal unsur olarak göreceğimiz dükkânlar tüccarlara satıldıktan sonra eklenmiş. 

Floransa’nın simgesi olan bu köprü üzerindeki kuyumcular, mücevver dükkânları 1593-94’te Ferdinando I de ‘Medici’nin isteği üzerine Ponte Vecchio’ya yerleştirilmiş.

“Cumhuriyet Meydanı”, Piazza della Repubblica Floransa’daki atlı karıncasıyla ünlü, en kalabalık ve biraz da lüks olarak nitelendirebilecek yerler arasında.

15. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar pazar olarak hizmet veren meydanda alışveriş yapabileceğiniz birçok mağaza, dükkan, bir şeyler atıştırmak, dinlenmek, yemek, içmek için çok çeşitli alternatifler var.

Yabancı bir şehre gidildiğimizde yoğun olarak görmek istediğimiz yerlerden biri de kapalı pazar yerleri. Bu mekanlarda özellikle şehre özgü bazı ürünleri satın almakla birlikte yerel halkın bazı alışkanlıklarını ve kültürel davranışlarını izlemek mümkün. Floransa’da böyle bir mekanı da görmek isterseniz sizin için önerim, Mercato Centrale.

19. yüzyıl sonlarına doğru kurulan Mercato Centrale, Floransa’nın önemli yerlerinden biri olan San Lorenzo’da bulunuyor. Giovanni Mengoni tarafından tasarlanan kapalı pazar cam, demir ve dökümlerden inşa edilmiş.

Mercato Centrale’de günlük taze yiyecekler, rengarenk sebze ve meyveler, peynir, organik ürün, yağ çeşitleri, et-balık, ekmek gibi ürünleri bulmanız mümkün.

2014 senesinden bu yana pazarın üst katı yiyecek alanı. Toskana bölgesine özel ünlü spesiyaller, çok çeşitli menüler, küçük restoranlar, barlar mevcut. Yemek katının orta bölümüne bunları alıp yiyebileceğiniz çok sayıda masa yerleştirilmiş.

Alışveriş yaparsanız sonrasında bir yemek molası veya güzel bir şarap içmek için bu kata doğru yol alın, biz öyle yaptık.

Floransa, İtalya’nın banker Medici ailesi ve Rönesans ile ismi özdeşleşmiş şehirlerinin başında gelir. Mediciler adeta Ronesansin finansoru. Medici’ler 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar bölge’nin ve Avrupa’nın siyaset ve ticaretinde çok etkili olmuş asil bir ailedir. Sadece siyaset ve ticaret değil sanatta da Michelangelo, Donatello, Leonardo da Vinci gibi dehaları finansal olarak desteklemişlerdir.

Medici’lerin düşmanı haline gelen diğer aileler Pazzi ve Borgia idi. Medici ailesinden 4 üyesi de Papa, 2 kraliçe çıkmış. Galileo Galilei, Medici ailesinin çocuklarına birkaç nesil boyunca özel ders vermiş. 

Arno Nehrinin hemen yanı başında yer alan Rönesans sarayı olarak inşa edilen Medici ailesinin yasadigi Pitti Sarayı’nda ünlü Medici ailesine ait zengin sanat koleksiyonu, mücevher, tablo ve pahalı eşyalar, Büyük Düklerin Hazinesi, Galleria Palatina, Kostüm ve Moda Müzesi, Modern Sanat Galerisi ve Porselen Müzesi ve muazzam Boboli Bahçeleri var.

Pitti Sarayı’nın (Giardino di Boboli) Boboli Bahçeleri’nin Toskana büyük dükü Medici’nin eşi için hazırlandığı söylenir. Tarihi bir önem taşıyan park 18. yüzyılda halka açılmış ve İtalyan tarzı bir bahçe olarak çok sayıda Avrupa ülkesine de ilham vermiş.

Bahçe sakin ve doğayla baş başa kalabilinecek bir dünyaya kapı açıyor. Çok çeşitli türde ağaçlar, göz aldığınca uzanan yemyeşil çimler, rengarenk çiçek ve bitkilerle döşenmiş yürüyüş yolları… Aynı zamanda Boboli Bahçeleri heykeller, çeşmeler, yapay ve doğal mağaralar ile oldukca etkileyici bir yer.

Floransa’nın en eski kiliseleri arasına giren San Lorenzo Bazilikası & Medici Şapeli’nin gecmisi M.S. 300’lü yıllara dayanıyor. Bu dönemde kutsanıp 300 yılı aşkın bir süre boyunca Floransa’nın katedrali olarak faaliyet göstermis. 

Floransa’nın ünlü Medici ailesi tarafından satın alınan bazilika, ilk olarak 15. yüzyılda tasarımı mimar Filippo Brunelleschi’ye devredilmiş ancak bazı maddi imkansızlıklar nedeniyle inşası durma noktasına gelmiş. Ünlü mimarın bazilikada tamamladığı tek bölüm Sagrestia Vecchia.

Bazilikanın ünlü rönesans sanatçısı Michelangelo ile de güçlü bir hikayesi var. Genel olarak kiliseden bazı özel heykel, röfle ve süsleme işleri aldıysa da çoğu projenin tamamlayamamış. Michelangelo’nun San Lorenzo Bazilikası’nda yaptığı en önemli iş ise Medici Şapeli’ni tasarlamak.

Medici Şapeli’ni önemli kılan unsurların başında Medici ailesine ait bazı üyelerin mezarlarının burada bulunması. Özellikle Lorenzo de’Medici ile Giuliano de’Medici’nin karşılıklı duran mezarları.

Uffizi Galerisi, Floransa’nın ikonik sanat merkezlerinden biri. Sanat eserlerinin estetik yönü, eserin arkasındaki hikayeyi de öğrenince benim için daha anlamlı hale geliyor. 

Çoğu sanat aşığının Floransa’da görülmeden dönülmemesi gereken yer. Aslında sadece Floransa ve İtalya çapında değil, dünyada ün yapmış en prestijli galerilerden biri olan Uffizi Galerisi’nde ünlü Medici ailesinin sanat koleksiyonu sergileniyor.

Şehrin yönetim ofislerini bir araya toplamak amacıyla Grandük Cosimo tarafından dönemin ünlü mimarlarından Giorgio Vasari’ye tasarımı yaptırılirmis. Donemin en önemli sanatçıları Michaelangelo, Botticelli, Giotto, Titan, Da Vinci, Rafaello ve çağdaşlarının eserleri bulunmakta. 

Özellikle Botticelli’nin Venüs’ü. Bırakın tablolar önünde dakikalar geçirmeyi Vasari koridorunda yürürken bile tavanı incelemekten ilerleyemiyorsunuz. Vasari Koridoru aynı zamanda son derece değerli bir heykel koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Sergilenen koleksiyonlar arasında en önemlisi 17 ve 18. yüzyıl eserleri ki bunlar arasında ressamların otoportreleri de mevcut.

Sandro Botticelli’ye ait The Birth of Venus (Venüs’ün Doğuşu) muzenin en ünlü eseri. 1482-1486 yılları arasında yapılmış olan eser, 3 metre genişliginde. Tuval üzerine tempera (Tempera resim tekniği Erken Rönesans döneminde kullanılan en temel resim tekniklerinden biri ve genelde daha küçük ahşap paneller üzerine yapılan resimlerde tercih edilir. Suda çözünebilen herhangi bir bağlayıcı içinde pigmentlerin ezilmesiyle elde edilen karışımlara tempera denir. ) ile çizilen bu tabloda, Venüs’ün ergen bir kadın olarak denizden doğarak kıyıya çıkışı betimleniyor. Sandro Botticelli bu eserde, Klasik düşünce ve Hristiyan öğretisini başarılı bir şekilde Rönesans tarzıyla birleştirmiş. 

· Primavera – İlkbahar tablosunda Botticelli 200 kadar çiçek türünü resmetmiş. Bu başyapıtın her bir noktası incelikle sayısız detayla işlenmiş. 

· Fra Angelico tarafından yapılmış olan Meryem Ana’nın Taç Giyme Töreni’nin betimlendiği Coronation of the Virgin (Meryem Ana’nın Taç Giyme Töreni) çalışması, her biri 15. yüzyılın usta ressamının kendi benzersiz karakterine ve ruhuna sahip olduğu eksiksiz bir azizler özeti sunuyor. Resimde yaldızdaki ayrıntılı gravür çalışmasıyla birleştiğinde, çok daha güzel bir görüntüye sahne oluyor.

· Leonardo da Vinci‘nin en önemli ve en iyi bilinen eserlerinden biri olan Beşaret (Müjde), (Annunciation), usta sanatçı Andrea del Verrocchio’nun yardımıyla bitirilmiş. Da Vinci’nin erken dönem çalışmasi olan bu eserde, usta sanatçı meleğin kanatlarını tüylerle kaplı gerçekçi kuş kanatları olarak gösteriyor. Resimde haberci bir melek olarak betimlenen Gabriel (Cebrail), Meryem Ana’ya İsa’yı müjdeliyor.

· III. Cosimo Amsterdam gezintisindeyken Rembrandt Otoportre – Self Portrait – 1669 satın aldığı düşünülmektedir. Bunun sebebi Rembrandt’ın birbirinden farklı otoportrelerinden o dönemde uluslarası koleksiyoncular tarafından oldukça ilgiyle karşılanmasi. Rembrandt’ın otoportreleri, bir aynada bakan kendisi tarafından yaratılmış; bu nedenle Gravürlerde baskı işlemi tersine çevrilmiş bir görüntü yaratır ve Rembrandt’ı gerçekte göründüğüyle aynı yönde gösterir.

· İtalyan maniyerist ressam Parmigianino tarafından, Parma’daki katolik bir kilise için 1534 yılında yapmaya başlanmış Uzun Boyunlu Meryem (Madonna with the Long Neck), usta sanatçının 1540 yılında ölümüyle yarım kalmış. Büyük bir bölümü tamamlanan bu resim de, müzedeki en fazla ilgi gören eserlerden.

· İtalyan Yüksek Rönesans ustası Raphael‘in en önemli eserlerinden biri olan Portrait of Pope Leo X with Two Cardinals (Papa Leo X’in İki Kardinalli Portresi), 1518 yılında tamamlanmış. Eserde masada oturan kişi 1513 yılında Papa olan ve daha sonra Leo X adını alan Giovanni de Medici’dir. Papa’nın sağındaki ve arkasındaki kardinaller ise, Leo X’in kuzeni ve Giulio de Medici’dir.

· Michelangelo‘nun en önemli eserleri arasında olan Doni Tondo, 1504-1505 yılları arasında tamamlanmış. Michelangelo’nun Kutsal Ailesi olarak da bilinen bu eser, herhangi bir dini duyarlılıktan yoksun, aile bir bloktan oyulmuş gibi görünür ve Michelangelo’nun heykeldeki güçlü geçmişini gösterir.

Hâlâ orijinal çerçevesinde sergilenen Doni Tondo, Agnolo Doni tarafından güçlü bir Toskana ailesinin kızı Maddalena Strozzi ile evliliğini anmak için yaptırıldığı tahmin ediliyor.

· Titian’ın çıplak eserlerinin en ünlüsü olan Urbino Venüsü (Venus of Urbino) İtalyan ressam tarafından 1534-1538 yılında çizdiği yağlı boya tablodur. Tablo bir başyapıt değil, aynı zamanda sanat tarihinin en tartışmalı resimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Samimi ve utanmaz erotizmi, zamanı için şok edici ve mirası, bugün Manet’den Tracey Emin ve Sarah Lucas’a kadar sonraki sanatsal nesillerde görülebiliyor.

· Piero Della Francesca‘nın en iyi bilinen eserlerinden olan The Duke and Duchess of Urbino (Urbino Dükü ve Düşesi), Uffizi’deki en ünlü tablolardan biri. 1465 yılında yapılmış olan eser de oldukça ilgi görüyor.

· Medusa tablosunu Kardinal Francesco Maria Bourbon tarafından Grand Dün Ferdinando I de’ Medici’ye hediye verebilmek için Caravaggio görevlendirilmiş. 

Yunan mitolojisine göre Medusa kafasından saçlar olarak zehirli yılanlar çıkan bir Gorgon‘dur ve gözlerine bakan herkesi taşa çevirme kudretine sahiptir. Perseus’a tanrıça Athena tarafından verilen ayna ya da kalkan sayesinde ona bakarak kafasını kesebilmiştir.

Caravaggio’nun resmi, Medusa’nın kafasının kesildiği bu ana işaret eder; tam bu anda Medusa tam olarak vücudu ve kafasının artık birleşik olmadığının farkına varır.

· Eğer tanrı sarhoş bir biçimde tasvir edilebilidiyse, Caravaggio’nun ilhamına borçlu. Bacchus – Bakhüs, Kardinal Del Monte tarafından I Ferdinand Medici’ye hediye edilmiş. 

· Alman Rönesansının en önemli isimlerinden Albrecht Dürer, İncil’den önemli bir temayı Kuzey ve İtalyan geleneklerini birleştirerek Adoration of the Magi’de resmetmiştir. Üç bilgenin İsa’ya tapınmasını resmeden bu temada bilge yerine kral imgesi kullanılmış. Bilgeler ya da krallar, İsa’nın doğduğu dönemdeki dünyanın üç büyük bölgesini temsil ederler. Dürer bu temayı kullanırken kendisini de krallardan biri olarak resmetmiş.  Otoportreleriyle yaygın olarak bilinen Dürer’in buradaki görünümü de sakalı ve uzun altın renkli saçlarıyla ayırt edilebilinmekte. 

· Tintoretto’nun, Adem ve Havva’nın Cennet Bahçesinden Kovuluşu – The Expulsion of Adam and Eve from the Garden of Eden Cennet meyvesinden yedikten sonra Adem ve Havva çıplaklıklarının utancını keşfederler. Ancak bu kovuluşu yansıtacak herhangi bir işaret görülmemektedir. Yalnızca bir ışık kaynağı olayın dramatikliği ile anlaşılabilinmekte.

· Baccio Bandinelli’nin Laocoon ve Oğulları 1506’da Roma’da kazıldığından ve Vatikan’da halka sergilendiğinden beri en ünlü antik heykellerden biri. Bu modern çalışma Vatikan Müzesinde bulunan orijinalinin birebiri olacak bir şekilde yapılmak üzere Papa Leone Medici tarafından Baccio’ya Roma’da sipariş edilmiş.  Papa bunu her ne kadar hediye olarak yaptırsa da hediye vermek için fazla güzel olduğunu düşünerek muhafaza etmeye karar vermis. 

Bu grup heykeller, Batı sanatında “insan ıstırabının prototipik simgesi”. Hristiyan sanatında İsa’nın tutkusunu ve şehitliğinde sık sık tasvir edilen acı yüzlerin çarpık ifadeleriyle gösterilir vücutlar bu acıyla zorlanır görünmektedir ve özellikle Laocoön’un tüm vücudu adeta gerilmiştir.

Truva Savaşları üzerine Yunan Destanları diğer sanatçılar tarafından da dile getirilmis. Bunların en ünlüsü Virgil’in Laocoön, Truva Atı’nın dümenini bir mızrakla vurarak ortaya çıkarmaya çalıştıktan sonra iki oğluyla birlikte öldürülen bir Poseidon rahibi. Sofokles’e göre o Apollo’nun bekar kalması gerekirken evlenmiş olan rahibiydi. Yılanlar iki oğlunu öldürürken Laocoon’ün kendisini sağ bırakır. Öbür versiyonlarda da Poseidon tapınağında karısıyla sex yaptığı için öldürüldüğüdür.

· Kendi başına bir sanat eseri olan etkileyici sekizgen Uffizi Galerisi’nin bölümleri arasında en önemli eserlere ev sahipliği yapan Tribuna‘nın merkezinde, Floransa’daki en ünlü Klasik mermer heykel olan ve Praxiteles tarafından Cnidus Afroditinin geç Yunan versiyonu olduğu düşünülen Medici Venüs yer alıyor.

Duvarlarda Pontormo, Bronzino ve Vasari’ye ait 1500’lerin ortalarından Medici ailesinin Manierist portreleri de var.