120

Beşiktaş Gezisi

Sokaklarda genelde cingöz cingöz dolaşırım, ayrıntı, tarih, mimari vs. gözümden kaçarsa affetmem. Her gün aynı yollarda yürüseniz dahi kesin yeni gördüğünüz şeyler olur ya da benim gibi bir gün kaybolursa diye fotoğraflamak istediğiniz bir ayrıntı. İşte bunlardan biri de Beşiktaş…

Bu şehirde kendimi hala turist gibi hissettiğim için arkadaşımla buluşmaya gitsem bile rotamı çizip evden öyle çıkıyorum. Rotama da mutlaka tarihi yerler, yemek ve kahve durakları eklemeye çalışıyorum. Bu sefer istikametim Beşiktaş!

Beşiktaş ismi Yunanca Diplokionion olarak bilinen kıyının yakınındaki Teb granitinden görkemli ikiz sütunun Türkçeye uyarlamasından gelmiş olasıdır. Bizans zamanında burada unlu Aya Mamas Kilisesi, bir liman, bir kraliyet sarayı ve hipodrom varmış.

Ali Talat Bey’in erken 20. yy. eseri olan Beşiktaş iskelesi. Giriş katında 1986 tarihli ve Lütfiye imzalı Durmuşoğlu Seramik markalı iki adet duvar panosu yer alıyor. Üst katı kütüphane ve kafe olarak denize nazir hizmet vermekte. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nin mimarlarından biri olarak öne çıkan Ali Talat Bey, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı olarak nitelendirilen mimarlık üslubunu da içeren birçok projeye imza atmış. Günümüze kadar halen aktif olarak kullanılan Şirketi Hayriye tarafından 1913 yılında yapılan ‘Beşiktaş İskelesi’, 1906 yılında yapılan, fakat daha sonra yıkılan ‘Üsküdar İskelesi’ ile ‘Kuzguncuk İskelesi’, 16. Yüzyılda Mimar Sinan tarafından Beşiktaş’ta Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa için yaptığı Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi restorasyonu, Üsküdar’daki İETT hangarı eserlerinden bazıları.

Batıda Barbarossa, Kızıl Sakal diye bilinen Barbaros Hayreddin Paşa meydanında eskiden Hayreddiniye meydanı ve hatta “deve meydanı” denilen meydanda 1940’lardan kalma Barbaros Hayreddin Paşa heykeli var. Heykeli usta sanatçı Zühtü Müridoğlu yapmış.

Sanay-i Nefise Mektebi’inde eğitim gören heykeltıraş Zühtü Müridoğlu Cumhuriyet Döneminin ilk kuşak Türk heykeltraşlarındandır. Türk Heykel sanatında figüratif soyutlamalara yönelen ilk sanatçılardan biridir.

Barbaros’un Sinan tarafından yapılan türbesi, Mimar Sinan’ın ilk eserlerinden ve 1541 tarihlidir. Sekizgen ve iki sıra penceresi var. Üst sıradaki renkli camlar son zamanlarda eklenmiş, kubbe ve zemin yeniden boyanmış. Dışardaki bahçede güzel mezar taşları var.

İçindeki dört sanduka; Kaptan-ı Derya Cafer Paşa, Hasan Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa ve karısı Bala Hatun’u ait.

Barbaros, Beşiktaş Deve Meydanı’nda konağı, medresesi ve hamamının yanına türbesini de inşa ettirerek bir yapılar topluluğu oluşturmuş ancak günümüze sadece türbe kalabilmiş.

Karşı köşede Barbaros Hayrettin Paşa Heykeli’nin karşısında Mimar Sinan’ın 1555 tarihli anıtsal Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Camisi var. Rüstem Paşa’nın kardeşi olan, denizcilikten hiç anlamadığı halde kaptan-ı deryalığına getirilen Sinan Paşa adına yapılmıştır.

Külliye olarak inşa edilse de (külliye kelimesi 19. yüzyıla ait bir tanımlama) hamamı şu an yok. Sinan Paşa Cami’sinin bittiğini görememiş.


Avlusu revaklı “U” sekli medrese ile çevrili olup camii son cemaat yeri mekâna katılmış.

Mimar Sinan bu camide Edirne’deki Üç Şerefeli Cami’den etkilenip altı ayağın merkezi kubbeyi taşıdığı bir cami yapmış ve bu Sokullu Cami’ye doğru giden mimari anlayışının öncüsü olmuş. Merkez kubbe 6 ayak üzerinde desteklenirken yanlarda ikişer kubbe bulunuyor. Cami iç süslemeleri çok etkileyici.

Sinan Paşa Cami’nin arka tarafında İstanbul’un en eski Nakşi dergahlarından olan ve 18. yüzyıldan kalan Neccarzade Dergahı’na ait türbeyi görüyoruz.

Osmanlı döneminde yaşamış sufi, şair, hattat ve mesnevihan Neccarzade Mustafa Rıza Efendi. Nakşibendi-Müceddidiye bağlı bir sufidir. Neccarzade lakabının sebebi babası İbrahim Efendi'nin köprü inşasındaki ustalığından kaynaklanmakta.

Nakşibendilik sessiz zikir usulünü, tarikat uygulamasında gizlilik ve şeriata aşırı bağlılığı kaide haline getirmiş olan bir tarikat olarak ortaya çıkmış.

Ortaköy yolunda ve BAU üniversitenin karşısında Cihannüma Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi bir diğer adıyla Beşiktaş Cihannüma Panagia Rum Ortodoks Kilisesi bulunuyor. 19. yüzyıl yapısı.

Cihannüma semti eskiden Beşiktaş sırtlarında, muazzam güzellikle Boğaziçi manzarasının seyredildiği bir yermiş, gerçi halen öyle.

Bu kiliseye, Patrikhane Listesinde “Cihannüma” yani “Tüm dünyayı gösteren, manzaralı” sanı verilmiştir, ancak bunun sebebi bilinmemektedir. Kilise 1669 yılı yapımıdır. Hz. Meryem’in doğumuna adanmış.

18 yüzyıl sonunda, bu yörede bulunan iki Rum kilisesinden biri olarak kayıtlarda görülüyor. Ancak günümüzdeki kilise, kitabesine göre: 21 Ocak 1830 yılında tersane işçileri tarafından yapılmış ve kullanılmış. Yunanistan’dan gelen rahipler, bu kilisede ayin yaparlarmış.

Caddeye dik bir merdivenle bağlanan küçük bir avluda. Avlu duvar ve yapılarla çevrili. Kilise, avlunun kuzeyinde, doğu-batı doğrultusunda, kuzeyden güneye daralan yamuk planda inşa edilmiş. Doğu cephesi caddeye açık vaziyette. Dıştan sıvalı olan binayı, ikiyüzlü kırma çatı (Birbirinden farklı yapılara ait çatıları birleştiren ve entegre olmasını sağlayan çatılardır) örtüyor.

Yıldız Parkı
'nın girişinde Hamidiye Camisi'ni görüyoruz. Sultan Abdülhamit Cuma selamlıklarının çoğu gibi saraya yakın yaptırdığı bu camiye kendi sürdüğü arabayla gelirmiş. Bir gelişinde Belçikalı Joris (bir Ermeni sempatizanıydı) bu caminin yanında oldukça büyük bir bombayla padişaha suikast yapmak istemiş, birçok insanın öldüğü bu suikasta Abdülhamit şans eseri kurtulmuş. Yıldız Camisi olarak da anılan bu cami 1886’dan tarihli bir Balyan eseridir.

Yıldız Camii’nin hünkâr mahfilinin sedir ağacından yapılan kafesleri II. Abdülhamid’in el işçiliğidir. Yıldız Camii inşaat keşif kayıtlarına göre 16.890 lira harcanarak yapılmış. Caminin küçük ve yüksek kubbesi, on altı penceresi, zengin süslemeleri kubbesi, altın varaklı hünkâr kasrı bulunmaktadır.