1812

Nigar'ın 66. Günü

Leyla kulaklarına inanamadı. Uzun bir süre sesiz kaldılar. Nigar annesinin saçlarını taramayı bitirmişti ama yerinden kıpırdayamıyordu. 

LEYLA- Kızım sen ne diyorsun? Ne pavyonu? Ne şarkısı? 

Kadın arkasına dönüp Nigar’ın yüzüne bakmaya çalıştı. Ama Nigar buna hazır değildi. Annesinin sırtına yasladı başını. 

NİGAR- Düşündüğün gibi değil anne. İnan bana sadece çıkıp şarkı söylüyorum, o kadar. Hem Hamza’da orada. Beni koruyor. 

LEYLA- Su getir bana. Nefesim tıkandı. 

Nigar usulca kalkıp mutfağa gitti. Leyla arkasına yaslandı. Gözlerinden yaşlar boşaldı. Nigar’ın getirdiği suyu onun yüzüne bakmadan içti. 

NİGAR- Anne...

LEYLA- Sus Nigar. Konuşma. 

NİGAR- Anne madem anlat dedin sonuna kadar dinle ne olur? 

LEYLA- Daha ne anlatacaksın ki? 

Nigar sinirlendi. 

NİGAR- Sen de bana böyle yaparsan ben kime derdimi anlatayım? Yetiştiremiyorum anne, artık para yetiştiremiyorum. Mecbur kaldım. Kolay dönmüyor bu ev. 

LEYLA- Başka iş bulamadın mı? 

Nigar iyice sinirlendi. 

NİGAR- Bulamadım anne! Var mı diyeceğin? Bulamadım! Ne yapsaydım? Orospu mu olsaydım? 

Leyla kızının yüzüne şaşkınlıkla baktı. 

LEYLA- Ne farkı var? Pavyon diyorsun. 

Nigar ne diyeceğini bilemedi. Gözyaşları akmaya başladı. 

NİGAR- Anne? Bana ne dediğinin farkında mısın? 

O sırada Sinan’ın odasının ışığı yandı. İkisi de hızla gözyaşlarını sildiler. Uykulu gözlerle geldi Sinan. 

SİNAN- Hala ne oldu? Niye bağırıyorsunuz? 

NİGAR- Yok bir şey kuzum, hadi git yat sen. 

SİNAN- Ağlıyor musunuz siz? 

LEYLA- Yok yavrum sırtım ağrıdı biraz, halan ovuyordu. 

Sinan uykulu gözlerle bakıp geri döndü. Odasına gidip ışığını söndürene kadar konuşmadılar. Sessizlik uzayınca lafa nasıl başlayacaklarını bilemediler. 

LEYLA- Kusuruma bakma kızım. Bir anda pavyonu duyunca… Çocuklar duyarsa… Ya komşular? Kimsenin yüzüne bakamayız kızım, kime ne anlatacağız? 

NİGAR- İşte bu yüzden söyleyemiyordum sana bile. Neler çektiğimi anladın mı? 

LEYLA- Çocuklara bunu nasıl anlatırız? 

NİGAR- Anlatamayız o yüzden de kimsenin öğrenmemesi gerekiyor. 

 Nigar annesine sarıldı. Kadın kızının saçlarını sevgiyle öptü. 

LEYLA- Ah be kızım. Hayat neden bize bu kadar büyük bir tokat attı ki? 

NİGAR- Ne varmış halimizde? Çok şükür aç değiliz çıplak değiliz. 

LEYLA- Benim koca gönüllü kızım. 

Bir süre sarılıp kaldılar. 

LEYLA- Ne kadar sürecek bu? 

NİGAR- Çok değil anne, ben ne kadar dayanabilirsem. Ama şimdiden para birikmeye başladı. Bankada para olduğunu bilmek o kadar huzur veriyor ki insana sorma gitsin. 

LEYLA- Başka kim biliyor? 

NİGAR- Bir tek Selma. Zaten o olmasa ben ne yapardım acaba? Her derdimi ona döküyorum. 

LEYLA- Ah Selma. İnşallah kocasına söylemez. 

NİGAR- Söyler mi anne? Ölse söylemez. 

LEYLA- Nigar… Sana bir şey soracağım. 

Nigar annesinin yüzüne bakar. 

LEYLA- Bu Hamza sana hala aşık değil mi? 

NİGAR- Anne o nereden çıktı şimdi? 

LEYLA- Ne bileyim, adam bunca sene evlenmedi. 

NİGAR- Bana ne? Benim ona hiçbir ilgimin olmadığını biliyor. Sadece çocukluk arkadaşıyız diye destek oluyor. Hem her gece beni arabayla aldırtıp arabayla bıraktırıyor. Bütün çalışanlar da belli ki tembihli, kimseyi yanıma bile yaklaştırmıyorlar. 

LEYLA- Yani bütün bunları sadece eski arkadaş olduğunuz için mi yapıyor? 

NİGAR- Anne! Hadi ben yatıyorum artık, yorgunluktan bayılacağım artık. 

LEYLA- Tamam kızım iyi uykular. 

NİGAR- Artık ben yokken sen de huzurla uyursun değil mi? Leyla cevap vermez.